session-0.1 / Ramus'un Kaleminden

Dışarıda oldukça sisli ve karlı bir hava var. Başta birkaç hayvan ile karşılaşırım diye umut ediyordum, lakin bu kalın sisin içinde görmek neredeyse mümkün değil. İlerledikçe, bir binaya doğru çıkan yüksek bir kar tepesiyle karşılaştım. Kar tepesi binadaki bir deliğe açılıyordu. Umarım içeride işe yarar bir şeyler vardır.

Binanın içi, uzun süredir uğranılmışa benzemiyor. Eğer biri yaşıyorsa bile, içlerindeki dekorasyon ruhu öleli çok olmuş. Etrafta kırık dökük reyonlar, raflar var. Bir de garip hışırtılar... Biraz bakındıktan sonra gözüme reyonlardaki ananasları ve lavanta kokulu sabunları kestirdim. Tam çantama atacak iken, garip hışırtılar artmaya başladı. Köşede beliren gölge ile anladım bu küçük misafiri: Fare. Bir tane iken diğer köşelerden de fırlayanlarla sayıları artıyordu. Fareler, yiyecek bakımından epey küçük bir alternatif olurlar. Bir ayı porsuğu veya başka herhangi bir hayvan, enerjimi harcayabilmem için çok daha mantıklı bir seçenek olurdu. Anladığım kadarıyla bölgelerini koruyorlardı. Binadan çıkıp başka bir giriş ararım diye düşünürken, karşıma biri beliriverdi. Koyu yeşil saçlı, saçında dallar olan garip bir kız. İsmi Falora'ymış. Üstündeki kıyafetler oldukça, nasıl dersin? Fiyakalı? Fazla kaliteli ve iyi giysileri vardı kısacası. Mızrağını tutarak yanıma gelip ne yaptığımı sordu. Bende ona gezinmekte olduğumu söyledim. Biz konuşurken farelerden biri ayağıma yapışıverdi. Küçük bir bezginlikle ayağımı savurdum, fare ise öteki duvara laks diye yapıştı. Bu yaptığım fareleri biraz kışkırtmış, birleşip bir orduya dönüştüler. Başlarında da tek gözlü, daha büyük bir tanesi. Abinizi çağırdınız yani, ha? Falora ve ben farelerin fazlalığından dolayı oradan uzaklaşmaya karar verdik. Yolda iki tane boynuzluyla daha karşılaştık. Uzak akrabalarıma gezilerimde çok denk gelmiyorum, dolayısıyla bu sürpriz tanıdık. Birinin adı Aspen' di, mavi giyimli açık sarı saçlıydı. Diğeri ise Pimo' ydu, siyah saçlı ve kırık boynuzluydu. Falora, beni hafifçe ittirip "Bak senin gibi boynuzlular, akraba olmayasınız" dedi. Biraz konuştuktan sonra ikisi bize katılmaya karar verdi. Dediklerine göre girdiğim binaya kapısından girmişler ve içeride bir sürü şeyle beraber bir de harita bulmuşlardı. Karşılaştığım farelerle de amansız bir buluşmaları olmuş. Aspen farelerin abisine okkalı bir taş fırlatmış. O kadar büyük bir fareye bir taş işlemez, sonuç olarak taşı ağzıyla kırıvermiş. Şimdiye kadar duyduğum en garip fare değil doğrusu.

Aspen yanındaki bir walkie talkie den bahsetti. İçinden şimdiye kadar anlaşılabilir bir şey duymamıştı. Haritanın gittiği yeri bulmaya çalıştı, fakat sanırım yön bulmak en iyi olduğu nokta değil. Pimo, haritaya bir de kendisi bakmak istedi, bu sayede kendimizi bir binanın önünde bulduk. Lakin binayı keşfetmiş tek varlık biz değildik. İçeride, bir hayli büyük bir ayı porsuğu vardı. Aspen'in telsizinden de sonunda anlaşılabilir sesler çıkmaya başlamıştı. Bunlar bir şey yeme sesleriydi ve evet, ayı porsuğunun dibindeki silüetten geliyordu. Ayı porsuğuna saldırıp saldırmamayı düşünürken, yavaş yavaş binaya ilerledik. Ayı porsuğu ise, bizi fark etmeye başlamıştı bile.