session-0.3 / Pimo ve Falora'nın Kaleminden

Falora //

Off bu kızın sorunu ne!? Tünellerde yol ayrımına düşmüştük. Sol tarafta boş duvarlar, sağ tarafta da cesetten kalan kan izleri vardı. Cesedin peşindeyiz, doğal olarak o yoldan gitmemiz gerekiyor, ancak pimo tutturdu, ‘’ben bu yolda hareket eden gölgeler görüyorum, siz görmüyormusunuz?’’ diye. Bu sırada da boş duvara bakıyordu. Orada bir şey olmadığına dair üsteledim -çünkü yok??- Sağıma ve soluma bakıyorum, Ramus ve Aspen’de hiçbirşey görmüyor… dedim bu kız kesin kafayı vurdu aşağıya inerken, gittim bir sağlık kontrolü yaptım. Uykusuzluk desen var, açlık desen çok yok ama var biraz. hiçbirimizin akıl sağlığı zaten çok iyi değil… bu kesin kafayı sıyıran ilk kişi oldu aramızda. Zavallı pimo. Birkaç dakika tartışmıştık nereye gideceğimize dair. En sonunda Ramus benimle cesedin peşinden, Aspen de Pimo’nun peşinden gitti ve böyle yolları ayırdık. Açıkçası biraz rahatladım Pimo yalnız gitmediği için. Tabi bunu ona söylemiyorum kız deli ya.

Kanalizasyon yolundan yürümeye devam ettik. Ramus bir kibrit yaktı ki önümüzü görelim. Çok sürmemişti ki tünelden ilerlerken sağda bir kapı gördük. Çok yeni yapılmış gibi durmuyordu, ancak kilidi sağlamdı ve bir iki itme çekmeyle yerinden oynamadı. O nedenle bizde etrafa bakınmaya başladık. Şansıma kanalizasyon suyunun ilerisinde asılı birkaç tane anahtar gördüm. Hemen Ramus’a seslendim. İkimizde o anahtarlara nasıl erişeceğimizi düşünmeye başladık. Suyun üstü ise içerideki soğukluk sebebiyle donmuştu. Bende belki beni taşır da yürüyerek geçebilirim diye düşündüm… geçemiyormuşum…kilo vermem lazım… bir adım, iki, üçüncüde buz kırıldı. Trene bakan öküz gibi kaldım suyun ortasında, bir de akıntı var, dedim herhalde buraya kadar. Sonra Ramus beni geriye çekip sudan çıkardı. Off botlarım ıslandı ya- neyse. Başka bir yol bulmamız lazım. Ne yapacağımızı düşünmeye devam ettik. Birkaç dakikalık beyin fırtınası ve bulabildiğim en saçma fikirleri önerdikten sonra Ramus bir anda ayağa kalktı. ‘’Ben buradan atlarım!!’’ dedi. Bir iki dakika ona ciddi olduğunu anlamak için baktım. Ciddiymiş. Bende dedim ‘’aynen ya atlarsın, o kadar uzak değil zaten!!’’ içimden de diyorum umarım ölmez… Ölmedi. Suyun üzerinden atladı, anahtarları aldı ve geri geldi. Başta şok oldum, çünkü bu çocuk bu kadar uzağa nasıl atlıyor- ailesinde Kanguruluk falan mı var acaba- her neyse kapıyı açtık. İçeriye girdik, etrafa bakınıyorduk. İçerisi biraz tozlu ve eskimiş ama yine irili ufaklı bazı makine parçaları ve malzemeler vardı, içlerinden işimize yarayan bir şeyler varmıdır diye bakınırken büyük bir makine gözümüze ilişti. Yanına gidip biraz kurcalayınca bunun bir jeneratör olduğunu farkettik. Çalışması için ihtiyacımız olan yakıtlarda odanın içerisinde bulunuyordu. Eğer bunu yer üstüne çıkarabilirsek kesin çok işimize yarardı. Ancak jeneratörün boyutu nedeniyle yalnızca ikimizin buradan taşıması mümkün değildi. O yüzden yardım için çantamdan daha önce bulduğumuz telsizlerin birini çıkardım. Diğeride Pimo’daydı. Tabi hala hayattalarsa. Telsizi kulağıma dayadım, Bir-iki cızırtı sesi arasında öbür taraftan çiğneme ve çıtırtı sesi geliyordu. Yemek mi yiyor bunlar…?

‘’uuh.. sesim geliyomu? Pimo?’’

‘’pimo transta, ama ben seni duyuyorum’’ gelen sesin sahibi Aspen’di. Konuşurken biryandan da çiğnediği için kelimeler biraz bozuk geliyordu.

’ne demek pimo transta….?’’ Şüpheli bir şekilde sordum, açıkçası ne bahsettiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Sonrasında Aspen bana Pimonun gördüğü gölgeler, geyik kafalı bir iskelet yaratık ve biraz daha tuhaf olaylarla ilgili bir özet geçti. Hala tam olarak ne olduğuna dair hiçbir fikrim yok ancak onların da vakti bayağı heyecanlı geçmiş anlaşılan. Aspen in olaylara dahil yaptığı kısa özeti geçtikten sonra ona büyük bir jeneratör bulduğumuzu ve bunu taşımak için daha fazla kas gücüne ihtiyacımız olduğunu söyledim. En sonunda hem onların hem de bizim hala gideceğimiz bir yol olduğundan jeneratörü burada bırakmaya ve devam etmeye karar verdik. Anahtar bizdeydi sonuçta.

Yola devam ettik. Yerde kurumaya başlamış olan kan izlerinin rengi kızıldan kahverengine çalıyordu. Birkaç adım daha sonrası geniş bir alana geldik. İzlerde soldaki büyük borunun içerisine doğru devam ediyordu. Ramus ile göz göze geldik. Buradan ilerlersek muhtemelen porsukla karşılaşacaktık ancak ikimizin de geri adım atmaya niyeti yoktu. Daha sonra biz daha harekete geçemeden karanlıktan bir figür yanımıza yaklaştı. Büyük bir fare gibi görünüyordu. Ancak şu ana kadar gördüğümüz büyük (Fitler) fareler gibi değil. Bizim gibi giyinmişti. Ve yüzünde şüpheli bir ifade vardı. Selam vermeye çalıştık ancak beni geçip Ramus’u koklamaya başladı. Sonrasında da bir anda pençeleriyle Ramus un çantasını ikiye böldü. İçindekiler yere düşerken içindeki bir defteri koklamaya başladı. Koklama seslerinin arasından ‘’ onu siz mi öldürdünüz?’’ benzeri bir mırıldanma duydum. Dedim ‘’biz kimseyi öldürmedik, defter kan izlerinin sahibine ait. Bizde onları takip ediyoruz’’. Sonra da büyük fare hiçbir şey demeden izlerin peşinden gitti. Ve onunla birlikte çığlık atan, tonlarca farenin olduğu bir sürü peşinden koşmaya başladı. Ramus ve bende orada dona kaldık. Çok tuhaf şeyler oluyordu.

Pimo //

Bugün, dün cesedi gördüğümüz yere gittik. Bütün eşyalar tamamen yok olmuştu, soyulduğumuza inanıyorum her ne kadar gördüğümüz şeyler bize ait olmasa da. Odanın çevresinde biraz gezindiğimizde dün gördüğümüz hayvanın, cesedi çektiği deliği gördük, bir kan yolu çiziliydi. Deliğin çevresinde hayal meyal ufak figürler gördüm, gölgelerin içerisine karışıp tekrar görünen halüsinasyonlar gibiydi. En başta varlıklarından emin olamadım. Odanın köşesine doğru gittiğimizde kapalı dolaplar bulduk ve birkaç denemeden sonra bir tanesini açmayı başardık. Bir kürek ve çekiç bulduk. Çekici ben aldım.

Ardından diğer delikten girdik ve iki yol ayrımı gördük. Bir taraftan cesetten sürülmüş kanlar devam ediyordu, diğer taraftan ise gördüğüm halüsinasyonlar, gözüme daha net görünmeye başlıyordu. Bu noktada falora ile nereden gideceğimize dair bir tartışma yaşadık ve ekibi halüsinasyonları takip etmeye ikna etmeye çalıştım ancak başarısız oldum. Falora deli olduğumu idda etti, Aspen benden yana oldu. Ramus ve Falora cesedi, ben ve Aspen ise gölgeleri takip ettik. Bir yandan bu gölgelerin benim nefes alış verişime göre büyüyüp küçüldüğünü keşfettim.

Biraz ilerledikten sonra cübbeli bir çocuk bulduk, etraf karanlıktı. Karanlık sanki dokungaçlarla taşınıyordu. Trans halindeki çocuğa seslendim, erişmeye çalıştım ve sonrasında geyiğimsi bir yaratık ortaya çıktı. Ufak ufak kemiklerle, eklem yerlerinden karanlıkla bağlı bir kuklaya benziyordu. Çocuk kısa boylu, yaratık ise 2.40 boylarında kambur bir şekilde duruyordu. Ben çocuğa dokunmaya çalıştığım zaman beni tutan canavarla birlikte halüsinasyonların artık bana değil çocuğa bağlı olduklarını ve onun nefes alışlarını tekrar ettiğini anladım. Bende ona uyum sağlamaya başladım ve bu şekilde transa girdik. İç içe geçen, ilginç çok boyutlu bir küple göz göze geldim, transtan sonra alıştığım ve geliştirdiğim karanlığın tonlarından daha da karanlıktı. Ona baktığımda kendime omuzumun üstünden bakıyormuş gibi hissettim.

Çocuk kendine geldiğinde, haliyle bende kendime geldiğimde biraz konuştuk. Bana artık onun gibi oyuk olduğumdan bahsetti. Geyiğimsi figür onun yarattığı kölesi gibi bir şeymiş, kendi bedenini kontrol etmediği anda onun bedenini hareket ettiriyormuş. Bana bunun nasıl yapıldığını öğretti. hasar verilmemiş, temiz cesetlerin kemiklerini kendi kölem olarak alabiliyorum artık. Biraz daha konuşunca dün gördüğüm orbun da o olduğunu öğrendim, dışarıyı gözlemlemek için o figürü kullanıyormuş ve oldukça ileri seviye bir oyuk büyüsüne benziyor. Aynı zamanda oyuk güçleri ne kadar kullanılırsa, bedenimizden o kadar çok şey götürdüğünü gösterdi. Çünkü yarattığım fare kölesiyle birlikte sadece saçlarımdaki boncuklar değil, midem de karanlığa ve boşluğa dönüştü.

Bunlar yaşanırken, benimle gelmiş olan Aspen bir yandan kuruyemiş yiyor, diğer yandan çizim yapıyordu. Belli ki bizi izlerken canı sıkılmış ancak oyuk kelimesini duyunca dikkat kesilmişti. Ben onun yanına gitmeden önce çocuğu partiye eklemeyi sordum, reddetti sonra geyiğiyle kozasına çekildi. Eminim bi gün tekrar karşılaşacağız. Yalnız kaldıktan sonra, Aspen bana daha önce karşılaştığı, parmak uçlarını kaybetmiş olan oyuktan bahsetti. Bu güçler bize daha yüce varlıklar, paspallar tarafından veriliyormuş. Karşılaştığı oyuk, yeterince iyi olanların bedenlerini geri alabildiğinden, kimisinin kendisini kaybettiğinden bahsetmiş. Sıradaki hedefim, bana gücümü veren paspalla yüz yüze konuşabilmek olacak. Umarım işler iyi gider.