Eğer ilk uyandığımızdan beri gördüğümüz tuhaf şeyleri sıralasaydım, bu birinci gelirdi muhtemelen. Dördümüz ayakta donmuş bir şekilde önümüzdeki iç karartan manzarayı izledik. Etrafımızdan ve ayaklarımızın yanından bir sürü ufak tefek fareler geçiyordu. Yine de hiçbiri büyük sıçan ve kanlar içindeki kızın altında durduğu spot gün ışığına girmiyordu. Ortam cenaze alanı gibiydi, yakınlaşmak için birkaç adım attım ve yerdeki solmuş çiçekleri canlandırmak için ufak bir büyü mırıldandım. Amacım saygı göstermek, hatta mümkün olsaydı sıçana bizim düşman olmadığımızı iletmekti…
Ama sanırım yarı sıçan yaratıklar saygıdan yoksun oluyor- ya da çiçek sevmiyor- fareler ne zamandan beri çiçekleri sevmiyor????
Sıçandan aldığımız tepki olumsuzdu, küçük birkaç farenin beni çizmemin bilek kısmından tutup geri çekmesiyle yine bizimkilerin yanındaydım.
Açıkçası bu noktadan nasıl tonlarca fare tarafından kovalanmaya başlandığımızı ve canımız pahasına koşmaya başladığımızı net hatırlamıyorum. Bir dakika bu sıçan adamla konuşmaya çalışıyoruz, diğerinde üstümüze sürü salıyor. Neden şu tünellerde bir tane normal varlık olmaz… Koşarken arkamıza bakmayı bırak, nefes almak için duracak vaktimiz yoktu. Geldiğimiz yoldan geri dönüp daha önce su seviye mekanizmasını bulduğumuz odaya doğru koşuyorduk. Bu farecik su sevmiyorsa ona bir duş aldıralım. Herkes kendini içeri atarken Ramus’a seslendim. İkimizde kapıyı tutmaya başladık. O sırada da Aspen mekanizmaya doğru koştu. Butonlara basıp kolları çekerken kaşları çatılmıştı. Sonra gözüm Pimo’ya ilişti. Odada durmuş ve bakışları sabitlenmiş bir şekilde duruyordu. O neye bakıyor-
Odanın duvar tarafında elindeki devasal oku bize doğrultmuş olan bir kız duruyordu. Takımdaki benim dışımda herkes gibi bir elfti. Uzun beyaz pelerininin uçları kararmış ve tozlanmış, kafasının geri kalanını kapatıyordu. Saçları ise hafif dağınıktı ve sarı gözleri faltaşı gibi açılmış bir şekilde bize bakıyordu. Tamam biraz sıçtık sanırım şuan…
Bir yandan kapıyı tutup diğer yandan Pimo’nun kızla konuşmaya çalışmasını, bizim ona zarar vermeyeceğimizi ve hatta bir noktada onu yanımıza davet ettiğini duydum. O sırada da keşke kapıyı tutmaya yardım etse Ramus ve ben burda eziliyoruz….
Aspen’in vanaları açması sonrası her şey çok hızlı gelişti… Suyun duvarlara dolmasından gelen şırıltı, bitmek bilmeyen fare çığlıkları. Diğer yandan odaya sızan suyun önünü kapatmak için eşyaları itip çekmeye çalışıyorduk… bir noktada yeni gelen kızın -artık adınını Juno olduğunu biliyoruz yeey- da bize yardım ettiğini farkettim. Bize katılma fikri artık çok ta kötü gelmiyor açıkçası. Öncesinde çığlıklar ve kapıdan gelen vurma sesleri azaldı, sonrada ortalık sessizliğe büründü. Kimseden bir süre ses çıkmadı. Aspen bir kez daha vanaları çevirdi. Bu sever kapının altından sızan da dahil, dışarıdaki bütün su yine kanallara çekildi. Az önce bizi kovalayan sıçandan ses seda yok.
Kapının önündeki şeyleri kenara çekip dikkatlice dışarı çıktık. Bütün koridor fare cesetleriyle doluydu. Kokuyu ise ne ben anlatayım ne siz tahmin edin… iğrene iğrene yürüdük aynı yolu, yine büyük sıçanın ilk başta altında oturduğu güneş ışığı vuran odaya geldik. Ancak bu sefer hem yaralı kızın, hem de sıçan olan çocuğun ölü bedenleri yanyanaydı. Muhtemelen fareler çocuğu buraya taşımıştı. Canlandırdığım çiçeklerin arasında son bir kez etraftaki fareler tarafından ölüme uğurlandılar.
Hala çiçekleri açtırdığım için pişman değilim buarada.
Hepimize yine bir hüzün çöktü. Bu sefer Juno da katılmıştı aramıza. İkisininde ufalanıp toz olmasını izledik. Yavaş yavaş havaya karıştılar… bütün bunlar olurken odaya girdiğimizden beri Aspen’in elini tutuyordum. Muhtemelen yaptıkları için suçlu hissediyordu, ve açıkçası bir noktada hepimiz bu duyguyu paylaşıyorduk. Belki Pimo hariç, o hala değerli birşeyler bulmak amacıyla etrafa bakıyordu. Bir kerede şaşırtsın ya. Tabi bu hava çok durmadı. Çünkü kamp kurmamız gerek ki hepimiz yorgunluktan ölüyorduk. Bu yüzden işe yarar bir şeyler bulmak amacıyla daha yeni yitip gitmiş iki kişiden kalan ne varsa onları kurcalamaya başladık. Eşyalarımızı son bir kez kontrol ettik, herkes alabildiği kadarını aldı ve o odadan çıktık.
Açıkçası her şey burada biter, kamp yapacak yer bulur ve nihayet biraz dinleniriz sanıyordum… ama bize ortalığı karıştırmak için sadece yarım saat verin, gerçekten 15 dakika bile olur. Çünkü nasılsa işler daha önce jeneratör bulduğumuz odaya dönmemiz, ve jeneratörü odadan çıkarmaya çalışmamızla değişti. Aptal makine duvardan geçmiyor. Aspen klasik karete vuruşlarından denedi, eli kırıldı. Sonra Ramus kendisi duvarı kırmayı denedi. Olmadı. Sonra Ramus dediki beni duvara atın.
Ha ne-
Sonra Ramusu duvara attık, Ramus kırıldı. Ben böyle işin içine s-
Kamp sırasında ikisinide iyileştirip bandajlarken aynı bu şekilde küfrediyordum işte.